PrSB Forum

Yaz geldi,yaz demek tatil demek,tatil de Pяร๒ ƒ๏®uм demek!OKS,ÖSS VE SBS Öğrencilerine tercih döneminde kolaylıklar diler,gönüllerindeki yere gitmelerini temenni ederiz...
 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2
YazarMesaj
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Salı Tem. 22, 2008 8:55 pm

Bölüm 22:Hain

Kehaneti duyarak şoka uğramıştık.Bizim için çok farklıydı bu.Hayati tehlike ha?Jeremiah'ın yüzünden ha?
"Onlara tamamını anlat Gelarwand," dedi Haleas sabırsızlıkla.
"Tamam tamam," dedi Gelarwand."Reddedilenin neslinin intikamı acı olacak,varislerden biri yok olacak..Kalanın intikamı ise dünyayı karanlığa boğacak,onu yok edecek güce sahip olan gelene kadar..Varis'in intikamı engellenmezse bu onun sonu olacak...Tamamı bu."
İçeri yine gümbür gümbür bir sesle bir duyuru geldi.
"Keith Lion Marshall ile Gellert Grindelwald düello ediyorlar!"
Tüm üyeler aynı anda ayaklandı.
"Durun," dedim sesimi sihirle güçlendirerek.
Herkes bir anda kendine geldi sanki.
"Biz önden gideceğiz."
"HAYIR!"
"Evet," dedi Beth."Onları durdurabilecek güce sadece biz sahibiz."
Ve o anda havalandık sanki,bir anda aklıma geldi.Kanatlarımız vardı.
Kapının önüne çıktık.
Düellonun olduğu yere gitmek için geçitlerden birine girdik.
İki düşman şiddetle düello ediyor asaları kılıç gibi parıldıyordu.
"Yeter!" dedik Beth ile gümbür gümbür bir ses ile.
İki büyücü düelloyu yarıda kesip karşılarında uçan-evet uçan- iki kişiye bakıyorlardı.
"Derdiniz nedir?" dedim soğukça.
"Sizi ilgilendirmez," dediler aynı anda.
Konuşmaya başladığımda sesim çok farklıydı sanki,inanılmaz bir farklılığı vardı.Her hece alev alev yanıyormuş gibiydi.
"Biz,Karanlıkların Varisleriyiz!Bu düello bize de zarar veriyor,hemen kesin,yoksa cezalandırılacaksınız!"
Marshall,tıpkı Jeremiah gibi bana büyü yapmaya kalktı,ancak ne olduğunu anlamadan kanatlardan biri önümü kapattı,büyü geri sekti,baktığımda Keith Lion Marshall ölmüştü.
"Sen de aynı şeyi deneyecek misin?" diye hırladım Grindelwald'ın üzerine uçarak.
"Sana büyü yapacak kadar aptal değilim ben," dedi Grindelwald bana küçümseyici bir bakış atarak.Benim yerime Beth'e nişan aldı,Beth ise silahını kullanarak kendine kalkan yarattı.
"Dumbledore'a selam söyleyin çocuklar!" dedi Grindelwald giderken.
Hafifçe yere indiğimizde kalakaldım.
Dumbledore'un bununla ne ilgisi olabilirdi ki?
Beth ile geldiğimiz geçitten Şûra'ya geri döndük.Ben ilk defa birisinin ölmesinden dolayı kendimi bu kadar yaralanmış hissetmiştim.
Gelarwand,bize anlayışla bakarken,
"Olan biten her şeyden haberimiz var," dedi.Beth birden ağlamaya başladı.Ne olduğunu sorduk hep bir ağızdan.
"Kötü bir şey olacak," dedi inler gibi hıçkırıklarının arasında.."Birisine çok kötü bir şey olacak."
Ve ben onun bu sözlerinin üzerine yerime çakıldım kaldım sanki.Kötü bir şey mi?Daha ne gelebilirdi başımıza?O an beynimde bir aydınlanma yaşadım sanki.Olamazdı olmamalıydı...
"Evlat,neyin var?" dedi Haleas.Artık kimse birbirine lakaplarıyla bile hitap etmiyordu.
Her şeyi görüyordum ama konuşacak takatim kalmamıştı.Keith Marshall ile Gellert Grindelwald,burnumuzun dibine gelip düello edebilmişti...Burayı bulabilmelerinin tek yolu ise üye olmaları ya da....
Kehaneti de o an anladım zaten..İki ağır darbe üstüste gelip vurmuştu beni.Bir hissizlik beynimden vücuduma yayılırken,her şeyi anladım demek istiyordum..Aramızda bir hain vardı,ama kim?O an herkesin düşüncelerini duyabilmeye başladım sanırım..Herkesin,neler düşündüğünü tek tek duyabiliyordum..En beklemediğim kişi,ama olamazdı nasıl olurdu?
En sonunda konuşabildiğimde kehaneti anladığımı söyledim..
"Yok olacak,bu ben olmayacağım,lanet olsun ki ben olmayacağım!"
"Sen-ne?!" Gelarwand olduğu yerde dönmüştü.
"Anlamıyor musun?" diye haykırdım,boğazım yırtılacak gibi oldu."Ben ölümsüzüm,yok olamam!Anlıyor musun?Kastettiği varis ben olmadığıma göre!Lanet olsunki ben değilim!"
"Ben olacağım," dedi Beth boğazına bir şey takılmış gibi bir sesle.
"Hayır!" dedim."Geleceği değiştirme şansımız var!Senin ölmene izin veremem anlıyor musun?"
"Kader buysa," dedi Beth."Evet olacak..Engelleyemezsin Tom..Bırak gerçekleşsin.."
"Hayır!" dizlerimin üstüne çökmüştüm.
"Onu korumanız gerek!Lütfen!"
"O istemediği sürece,bunu kimse başaramaz,Voldemort.." dedi Nemesis."Sonuçta o da bir varis.."
"SEN KONUŞMA!"
Bu çıkışım herkesi şaşırtmıştı.
"BU ŞÛRA'DA OLMAYA HAKKIN BİLE YOK SENİN!HAİN!SIRLARIMIZI SATIYORSUN!"
Gelarwand,şaşkınlıkla bağırdı.
"Nasıl bilebilirsin?"
Cevabı Haleas verdi.
"Varislerin güçleri,eski dostum.Zihin okuyabilirler."
Nemesis,alınmamışçasına çılgınca gülüyordu.
"Nasılsa Şûra yok olacak!" dedi."Ben de o zaman güçlü olmayı garantiye almalıyım!"
Ona güvenmiştim,sevmiştim.Öfkenin etrafımda alev alev dalgalandığını hissediyordum.Ama bunu gerçek olarak düşünmemiştim.
"Sakin ol Voldemort," dedi Sinarela."Onun cezasını vermek bize değil,Karanlıkların Adaleti'ne kalmış.."
"Öldürmeliyim onu,bırakın beni!"
Sinarela elini omzuma koydu,tüm öfkenin çekilip gittiğini hissettim bir anda..Bu sıcak ve şefkatli bir eldi.
"Sakin ol,Tom.." dedi gözlerimin ta içine bakarak.Onlarda bana karşı hiç bir kötü niyet yoktu,içim rahatlamıştı sanki..
"Victoria," dedim fısıldar gibi.."Ben ona güvenmiştim.."
"Bu hataya hepimiz düştük,Tom.." dedi Sinarela."Sen ne kadar olgun olsan da on altı yaşındasın,bu senin için normaldi..."
"Lütfen..." dedim."Beth'i koruyalım,artık o pislik umrumda bile değil...Lütfen...Sadece bunu istiyorum.."
"Bunu da halledebiliriz,senin sakinleşmen gerekiyor..."
Havada süzülüyorduk sanki,bir anda kendimi rahat bir odada buldum..
"Dinlen biraz," dedi Sinarela."Rahatla,bir şeye ihtiyacın olursa söylersin,seslenmen yeter."
"Tamam." dedim.
Geniş yatağa yatmadan önce aklımdaki tek şey,Grindelwald'ın son sözü oldu..

Dumbledore'a selam söyleyin...Çocuklar...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Salı Tem. 22, 2008 8:56 pm

Bölüm 23:Keder


Dumbledore'a selam söyleyin...Çocuklar...

Odada uyurken kafamın içinde yankılanıp durdu bu sözler..Bir süre bundan başka hiçbir şey düşünemedim.Daha sonra aklıma gelen başka bir düşünce bunun önüne geçti.Hain.
Ona güvenmiştim.Ancak bir haindi..Bunu düşünceleriyle ele vermiş olmasa sırlarımızı satmaya devam edecekti.
Düşüncelerim birden ondan ayrıldı sanki..Uçup gidiyordu,tek bir yere,Beth'e..Gözlerindeki inanılmaz güzel bakış..Bir daha göremeyecektim..Olmamalıydı,engellemeliydim..
"Kader buysa..Gerçekleşmeli..."
Oradan sonrasını hatırlamıyorum.Uzun bir süre geçmiş olmalı..Uyandığımda gülümseyen yüzü ile Beth'i gördüm.
"Gitme vakti," dedi gözlerimin içine bakarak."Okula dönüyoruz Tom."
"Burda kalmalısın.." dedim."Biliyorsun-"
"Biliyorum Tom," dedi anlayışlı bir tavırla."Ama ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyoruz.Yıllarca burada kalmam gerekebilir..Hem-ben...Vedalaşmalıyım..."
"Frank ve Frances ile..." diye fısıldadım..
"Evet," dedi artık gözleri nemlenmişti,ağlamıyordu-şimdilik."Frances'i uzun zamandır böyle görmemiştim,benim için kısa sürecek olması ne yazık..."
O an karar verdim..Beth'in geri dönmesinin bir yolu olmalıydı,olmak zorundaydı.Araştıracaktım.
"Tamam döneceğiz," dedim güçlü bir sesle."Haydi,gidelim."
Onunla kapıya doğru adım adım yürürken,son kez olduğunu bilmeden,onun kanatlı güzelliğine baktım..
Kapıdan çıktığımız an Sinarela'nın odasındaydık.
"Şimdi binanıza gidin çocuklar," dedi Sinarela."Marshall'ı da düşünmeyin,onunla ilgilenmek Phobos ve benim işim." Gülümsedi."Yeni parolanız:Çatalağız."
Adım adım yürüdük,el ele..Ayak seslerimiz zindanda yankılanıyordu..Ortak Salon'a geldik.Parolayı söyledik ve içeri girdik.
Şöminenin önündeki koltuğa oturduk,her zaman yaptığımız gibi ve geleceğimizi konuşmaya başladık.
"Günün birinde," dedim artık gerçekleri söylemek için kısıtlı zamanım olduğunu biliyormuşçasına."Dünyanın en büyük büyücüsü olacağım..Ve o zaman büyük büyücüler bile benim adımı ağızlarına almaktan korkacaklar..Herkes Karanlık Lord'un adını bilecek ancak söyleyemeyecek.."
"Eğer," dedi Beth."Bunu yaşayarak atlatırsam,sanırım ben de şansımı senin gibi olmak için kullanacağım."
"Zevkle yardım ederim," dedim.
Güldük.
Onunla geçirecek bu kadar az zaman kalmış olması...İnanılmazdı...
Ertesi sabah,ağlamaktan şişmiş gözlerle yanıma geldi.
"Ne oldu?" dedim endişeyle.
"Kabus gördüm," dedi görüntüsüne uymayan sakin bir ses tonuyla.
"Ne gördün?"
"Detaylara gerek yok," dedi Beth."Bir kaç gün içinde gerçekleşecek.."
Onun önsezileri çok kuvvetliydi,ama bu sefer inanmak istemiyordum.
Kendime tekrar tekrar,yakın zamanda değil diyordum,değil yakın zamanda değil...
O gece,Frank,Frances,Laurel ve Christopher ile oturuyorken Beth,kendisinin öleceğini söyledi.
Ben şaşırmıştım,nasıl söylerdi?Ama bir anda anladım onu,bu kadar az zaman kalmışken gerçekleri söylemeliyim diye düşünüyordu.
Her şeyi teker teker anlatmaya başladı.Şûra'yı,kehaneti..
Bitirdiğinde,Frances göz yaşlarına boğuldu..
Frank ise benim gibi intikam yemini ediyordu.
"Onu daha önce öldürmeliyim,o zaman sana dokunamaz.."
"Hayır," dedi Beth kesin bir sesle."Kaderde varsa engelleyemezsin,Frank hatırladın mı?Varsa engellenemez..O akşam babam söylemişti.."
"Ama engellenmeli!Engellenmek zorunda!"
Frances,o anda kalkıp Beth'e sarıldı.
"Frank o istemiyorsa engelleyemezsin," dedi boğuk boğuk."Dumstrang'da Sihirsel Tarih dersinde anlatılmıştı.Varisin güçleri inanılmaz boyutta olurmuş,varis gerçek olduğuna göre güçleri de gerçektir...Anlamadığım Slytherin'in varisinin kim olduğu.Biliyor musun?"
"Hayır," dedi Beth."Bilmiyorum."
"Peki sen ölünce," dedi Frank."Yerine kim geçecek?Herhalde artık canlara kıymasın diye Marshall'ı alıp başa getirmeyecekler."
"Bilemiyorum Frank. Cidden bilemiyorum."
Yatmaya gittik..
O uyku,kabussuz son uykumuz olacaktı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Salı Tem. 22, 2008 8:58 pm

Bölüm 24:Beth'in Ölümü

O sabah gene,normal bir şekilde uyandık.Kahvaltıya indik,derslerimize gittik.Öğle arasında tekar masaya toplandık.
Binanın tavanına bakan Frank öfkeyle söylendi.
"Bu akşam Quidditch antrenmanı var ve sabah pırıl pırıl olan hava,birden kapandı!"
"Takma kafana Frank," dedi Christopher."Bundan daha kötü havalarda da oynadık."
Onlar Quidditch tartışır,Laurel ile Frances'de derslerden konuşurken,Beth'e dışarı çıkalım dedim.
Biz binadan çıktığımızda yağmur başlamıştı,başta çise çise,daha sonra sağanak.
Gölü direk gören meşe ağacının altında durduk ve yağmur damlalarının gölde oluşturduğu dalgaları izledik..
"Biliyor musun?" dedi Beth bana bir gülümseme ile."Yağmurun bu kadar güzel olabileceğini hiç tahmin etmezdim."
"Bende," dedim ona gülümseyerek."Ama bence burayı senin varlığın güzelleştiriyor."
"Komik olma lütfen!" dedi gülerek.
"Komiklik yapmıyorum!" dedim ciddi ciddi.
"Ah!" dedi ağacın altından çıkarak,yağmur iyice bastırmıştı."Yağmurda böyle ıslanmayalı uzun zaman oluyor!"
Onun yanına koştum.Yağmur damlaları bizi delercesine bir hızla çarpıyorlardı,etrafta öyle büyük bir gürültü vardı ki,bağırmak zorunda kaldım.
"Beth!" dedim."Üşüteceksin!"
"Bir şey olmaz!" dedi gülerek.
Onunla bahçede en az yarım saat kovaladık birbirimizi.En sonunda başladığımız noktaya,ağacın altına geri döndüğümüzde sırılsıklamdık.
"Seni çok seviyorum," dedim Beth'in gözlerine bakarak.
"Ben de seni!" dedi ve boynuma sarıldı,ben de ona sarıldım.
Uzun süre böyle durduk.Ne olduysa bir anda oldu sanki.Bembeyaz bir ışık parıldaması,sonra Beth'in şaşkınlıkla bir "Ah!" deyişi.
Bembeyaz oldum.
"Endişelenme," dedim onu büyüyle bir sedyeye yüklemiş hızla okula götürürken."Düzeleceksin.."
"Hayır," dedi hala gülümserken."Düzelmeyeceğim.."
"Beth,beni bırakamazsın!"
"Görüşeceğiz Tom,görüşeceğiz.."
"Beth,sensizliğe dayanamam,seni çok seviyorum.."
Gözleri artık kapanırken,son bir gayretle bana baktı.
"Ben...de...seni...seviyorum..."
Gözlerini kapattı.
Dondum.
Ölmemişti,ölemezdi,olamazdı...
O anda bir kahkaha duydum,benden uzaktaydı kahkahanın sahibi ama ben kim olduğunu çok iyi biliyordum..
"JEREMIAH MARSHALL!" diye haykırdım,bir ağaçtaki kuşlar ürküp havalandı."SENİ ÖLDÜRECEĞİM!"
O gülmeye devam ederken,Beth'in son sözleri kulaklarımda yankılanıyordu sanki..
"Bende seni seviyorum.."
Artık soğumaya başlamıştı,cildi bembeyaz olmuştu,yanağına ufacık bir öpücük kondurduktan sonra,okuldan insanlar gelmişlerdi...
Frank ve Frances en öndelerdi.
Frances gördüğü manzaranın karşısında kalakalırken,Frank yanıma geldi.
Usulca
"Bunu kim yaptı?" diye sordu.
Cevap veremiyordum artık,dizlerimin üzerine çökmüştüm.Ben,Tom Riddle,Slytherin'in Varisi,Karanlık Lord Voldemort,hayatımda ilk defa ağlıyordum.
"Cevap ver!" diye haykırdı Frank."Kim yaptı bunu ona?"
"Jeremiah..." diye fısıldadım. "Jeremiah Marshall."
O gürültüde o isim yankılandı sanki.Beth ölmüştü ve onu Marshall gibi bir pislik öldürmüştü.
"İçeri girin çocuklar," dedi bir ses.Kafamı kaldırıp baktığımda Albus Dumbledore'un bakışlarıyla karşılaştım."Frances,Frank,siz hastane kanadına geçin,Tom,sen benimle gel."
Onun peşi sıra giderken aklımda türlü düşünceler vardı,Beth'in cenazesi yapılacak mıydı?Nerede olacaktı?Ona layık bir cenaze olacak mıydı?Peki ben ne yapacaktım?Marshall'dan intikamımı nasıl alacaktım?
"Otur Tom," dedi sesi fazla anlayışlıydı.
"Jeremiah'tı.." dedim güçsüzce."Bu laneti o yaptı."
"Biliyorum Tom,bunu gözlerinden açıkça görebiliyorum.Ancak seni de biliyorum.Söyleyeceğim tek şey ondan intikam almamak olacaktır."
"Ama ben-"
"Elizabeth bunu istemezdi değil mi?"
"Onun yüzünden ona hiç soramayacağım Profesör!" sesimin bağırır gibi çıkmamasını istiyordum,ama öyle olmuştu.
"Özür dilerim efendim." diye mırıldandım.
"Ah önemli değil,en iyi arkadaşını kaybettin bu öfke normal," dedi sevecen bir sesle."Bilmen gereken şu,o hep seninle olacak."
"Peki nasıl Profesör?Şu anda yanımda göremiyorum onu!"
"Yüreğinde Tom..Sevginiz bunu size sağlayacak.."
O an ayağa kalktım.
Üzerimden sular damlıyordu ama ben umursayacak durumda değildim.Koridora çıktığımda,merdivene oturup Beth ile yaşadığımız şeyleri düşünmeye başladım..Gülüşü,güzelliği ve son sözleri..
"Bende seni seviyorum.."
Neden oydu sanki?Neden bana isabet etmemişti o büyü?Geri gelebilirdim,neden bana isabet etmemişti sanki?Neden...Gözlerimden yaşlar dökülüyordu ama bunu engelleyici bir şey yapmadım..Uzun süre merdivende oturup sadece ağladım.Ta ki hastane kanadından kaçmış olan Frances yanıma gelene kadar.
"Neden o değil mi?" dedi halden anlar bir tavırla.
"Bana isabet edebilirdi," dedim titreyerek."Ama o..."
"Kardeşime çok benziyorsun Tom," dedi Frances."O da aynı şeyi sayıklıyor."
Orada bir süre ona baktım,artık tutamayacağımı anladığım göz yaşlarımı da bıraktım..Frances bana baktı.Ayıplar bir bakış değildi bu.Bir süre sonra o da ağlamaya başladı.
"Hadi hastane kanadına," dedi en sonunda."Senin de tedaviye ihtiyacın var."
"Frances," dedim."Cenazesi yapılacak değil mi?"
"Evet," dedi.
"Peki ben-"
"Elbette Tom," dedi Frances."Elbette katılabilirsin,hatta katılmak zorundasın."
Bana destek oldu,yürümem için..
Beth'in cesedinin orada olduğunu bilmek..
Yanına gittim..
Beni duyamayacağını bilerek kulağına fısıldadım.
"Geri getireceğim seni,seni geri getireceğim..."
Madam Pomfrey seslendi.
"Evlat,buraya gel.Şu iksirden içmen gerekiyor."
Rüyasız uyku iksiri.
Hemen,oracıkta giyinip içtim o iksiri.Ama tesir etmeyeceğini biliyordum.
"Ben iyiyim Tom!" dedi Beth gülerek..Melekler gibi güzeldi."Benim için üzüldüğünü biliyorum ama burada mutluyum..Eğer sen üzülürsen ben de üzüleceğim.."
"Beth geri dön!" diye haykırdım.
"Gerçekleşecek olan gerçekleşti Tom..Kehaneti hatırla...İntikamı unut,bunu istemiyorum."
"Almalıyım Beth,lütfen!"
"Unutma Tom,gerçekleşecek olan gerçekleşir..Sakın unutma bunu.."
"Beth!" elimi uzattım,o da uzattı,bir an parmaklarımız değdi.Bir sis içerisinde giderken seslendi.
"Başkasına gönlünü kaptırırsan canlanır gelirim!"
"Asla!" dedim,"Asla Beth!Asla Darcia!Asla aşkım!"
Uyandım.Bir an,ellerimiz birbirine değmişti..Beth..Melek gibi güzel Beth..Yan yatağa baktım,benim gibi uyanık olan Frank'i gördüm.Birbirimize bir an bakıp ağlamaya başladık.
Beth! diye serzenişte bulundum içimden. Beni ne hale getirdin sen?!
"Unutma gerçekleşecek olan gerçekleşir.."
Ertesi gün cenazesi yapıldı.Hepimiz siyah giyinmiştik.Kısa boylu,siyah giyimli bir adam,Beth ile ilgili şeyler söylüyordu.
"Beth için o kelimeler az!" dedim yüksek sesle.Herkes bana dönmüştü."Yüreği hep iyiliklerle doluydu,asla Karanlık Sanatlara bulaşmadı en kötü halinde bile..İnsanları severdi,en önemlisi...Kaderini kabullenmişti..Ona olan sevgimizi biliyordu.Buradaki herkesin onu sevdiğini biliyor...Ve bir şekilde geri dönecek..Bize ulaşacak..." yanımda Frances ağlamaya başlamıştı.Ben de çok dayanabileceğimi sanmıyordum.Gömülecekken fark ettim.
"Kolyesi nerede?"
"Boynunda," dedi annesi bana şevkatle bakarken."Frances'in anlattığına göre onu çok seviyormuşsun..Burada söylediklerinde...Teşekkür ederiz."
"Ben de teşekkür ederim." dedim ama ne söylediğimin farkında olmadan.Ve Hogwarts'ta bir odada kilitli tutulan Jeremiah'ı düşündüm.
Bulunduğu odanın penceresine baktım.

"Öleceksin Marshall...Lord Voldemort bunu sana garanti ediyor.."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Salı Tem. 22, 2008 8:58 pm

Bölüm 25:İntikam

İntikam,o an için düşündüğüm tek şeydi.Beth'in ölümünün ardından yaşadığım...Çok karmaşıktı nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum.
Jeremiah ise delirmişti sanki.Anlaşılmaz şeylere gülüyordu,bazen suskunlaşıyordu ben ise intikamımı nasıl alacağımı düşünüyordum.
Bir anda aydınlandım sanki.
Hızla onun bulunduğu odaya giderken bir Engelleme Büyüsüyle kaskatı olup yere savruldum.Sinarela asasını cüppesinin içine yerleştirirken hüzünle bana baktı.
"Üzgünüm,bunu yapmana izin veremem." dedi.
Ben ise öfkenin etrafımda tekrar alevlendiğini hissediyordum,büyü bozuldu.
"Unutma ben de bir Varis'im," dedim ayağa kalkarken.
"Evet şimdi daha da güçlüsün." dedi halsizce."Lady Darcia'nın güçleri de sana aktarıldı,bunu o istemiş olmalı."
"Evet,o gerçekleşecek olanın gerçekleşeceğini söylemişti." dedim."Gerçekleşmeli."
Tekrar hızla Jeremiah'nın odasına gittim,tek büyü ile kapıyı savurdum.
"Imperio!"
Bir çeşit transtaymış gibi oldu.Ona yapması gerekeni söyleyip odadan çıktım,kapıyı tekrar yerine yerleştirerek.
Oradan çıktım ve arkama bile bakmadan Ortak Salon'a gittim.
Odama gittim ve kartal tüyünden kalemi,Beth'e hediye ettiğimi Hortkuluk haline getirdim.
Bir anda gümbür gümbür bir ses duyuldu.
"Onu geri getirmek istiyorsun değil mi?"
"Sen kimsin?" dedim bu soruya cevap vermek yerine.
"Ben Haleas," dedi sesin sahibi ortaya çıkarak.
"Onu geri getirmek istiyor musun?" diye sordu Haleas tekrar.
"Elbette!" dedim.
"Öyleyse sana bir iyi bir kötü haberim var."
Orada konuştuktan sonra en yeni Hortkuluğumu ona verdim ve bahçeye çıktım.
Bahçeye çıktığımda herkes bir cesedin etrafında durmuş şok içinde bakarken yalnızca bir kişi kahkahalarla gülüyordu : Franklin Ethan Hopewell.
"Kuzenime yaptığının cezasını çekeceksin!" diyerek gülüyordu,tekrar tekrar.Frances ağzını açamayacak gibiydi.Ben de bir süre kendimi tuttuktan sonra Frank gibi gülmeye başladım,ama kendimi toparlamayı becerdim.
Frank ise hala gülüp sayıklıyordu.
"Onu öldürdün!Sen de ölmeyi hakediyorsun!Öldün hem de intihar ederek!"
Yıllar sonra bile bu anı yaşayacak olan Frank,St.Mungo'ya yerleştirilecek,uzun zaman sonra iyileşecekti.
Ben ise yaptığım işin mutluluğu ile,aldığım intikamın mutluluğu ile etrafta geziyordum.Biraz sonra en yüksek kuleden -Astronomi Kulesinden- kendimi atmayı düşündüm ama umudum vardı.
"Bu senin ruhuna mal olacak," demişti Haleas."Ruhunun parçasına.Ve sevdiğin,Lady Darcia,7 yıl sonra geri dönecek."
Yedi,en güçlü sihirsel sayı.
"Peki onu nereden tanıyacağım?" demiştim.
"O seni bulacak,merak etme."
Gülmeye başladım.
"Sevgi benim sihrimi yenemez Dumbledore!" diye mırıldandım kendi kendime."O geri gelecek,gerçekten geri gelecek,ve sevgi ile olmayacak bu!"
Frances geldi.
"Selam," dedi ifadesiz bir sesle.
"Selam," dedim aynı ifadesizlikte.
"Sen de mi atlayacaksın?" dedi bana baştan aşağı bakarak.
Bir an durduğum yere baktım.
"Hayır," dedim gülerek."Atlamayacağım.Frank düzeldi mi?"
"Uyku iksiri içti ama hala sayıklıyor."
"Peki sen nasılsın?"
"Bilmiyorum Tom." dedi."İyi olduğumu sanmıyorum..Bunun etkisinden hiç kurtulamayacağım sanırım,bir gün beni de gazetelerde intihar etmiş olarak görürsen şaşırma." şimşek çakmıştı.
"Ne ilginç bir bulut değil mi? dedi aniden.
Kapkara,yılan şeklinde bir bulut ve bir şimşeğin yılanın başının üzerine çakışı,ister istemez ürperdim.
"Bir de son haberler var," dedi Frances."Grindelwald'ın adamları,amcamların evine saldırmış."
"NE?!" dedim resmen haykırarak.
"Evet,ama onlara bir şey olmamış." dedi."Halamlardalarmış.Elizabeth'in ölümünden sonra konuşmaları gerekiyordu."
Mahsun mahsun önüne baktı.Bir ailenin başına bu kadar trajedi gelemez diye düşünürken kehanet aklıma geldi.Karanlık..Ta ki onu yok edecek biri gelene kadar...
"Gözlerine ne oldu?" dedi Frances birden.
"Ne olmuş ki?" dedim aklımda bir tahmin vardı aslında.
"Al aynaya bak." dedi,baktım.Bembeyaz tenin içerisinde iki kor gibi parıldayan kırmızı gözler,dikey gözbebekleri.Yüz hatlarının değişmesi.
"Sana bir şey olmuş,hastane kanadına gitmelisin."
Belli belirsiz onayladığımı hatırlıyorum.
Hızla Sinarela'nın odasına girdim.
"Bana ne oluyor?" dedim.
"Bu...Haleas ile yaptığın anlaşmanın sonucu...Bir süre böyle olacaksın,Lady Darcia geri geldiği zaman gerçekten değişeceksin.."
Ve ben şok içinde dururken aşağıdan bir kahkaha yükseldi,manyakça bir kahkaha.Her türlü insani duygudan uzak bir kahkaha..Kahkaha ve ardından tiz çığlıklar,bir insanın gülmekten kendini alamıyormuş gibi sesleri..Sinarela ile asalarımızı çekmiş aşağı inerken,Phobos da bize katıldı.Biz tüm hızımızla aşağı koşarken kahkhaha şiddetlendi...Ve bir haykırış duyuldu,ben kalakaldım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
Rey Ting
Site Güvenliği&Bilgisayar İşleri Sorumlusu
Site Güvenliği&Bilgisayar İşleri Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 721
Yaş : 23
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Çarş. Tem. 23, 2008 11:11 am

naptın be Very Happy saolasın

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Ptsi Tem. 28, 2008 2:32 am

Rey Ting demiş ki:
naptın be Very Happy saolasın


sağol,devamını da şimdi ekleyeceğim =)

_________________
Frankeschtein---Schneider

Suche gut gebauten 18-30 jährigen zum Schlachten
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Ptsi Tem. 28, 2008 2:33 am

Bölüm 26:Korkunç Gerçekler



O haykırışın kimden geldiğini biliyordum ve bir anda keşke bilmeseydim dedim.

Kahkahalar korkunç bir akustik ile şatonun her tarafında
yankılanırken,sınıflardan bir çok öğrenci asaları ellerinde
çıkıyorlardı.Hepsinin suratında şaşkın ama kararlı bir ifade vardı.Bir
süre sonra bende uyandım ve onların peşinden okulum için savaşmaya
indim.

Her tarafta lanetlerin uçuşması,yaşı küçük öğrencilerin savaşmaya
çalışmaları,okula gelen adamların kahkahalar ile gülmeleri ve onlara
lanet yapmaları.Ve bir bağırış.

"Asanı çek ve karşıma çık Albus!"

Dumbledore asasını zaten çekmiş olarak Grindelwald'ın karşısına dikildi.

"Okulun olmadığı için nasıl hissettiğini anlayabiliyorum
Gellert,ama bu düellonun yeri burası değil,burası bir büyücülük okulu."

"Umrumda mı sanıyorsun?"

"Olmalı," diye bir ses gümbürdedi.

Sesin sahibi adım adım yaklaşırken tüm gözler ona
çevrildi.Grindelwald ilk kez korkmuş görünüyordu ve ben savaştığım
adamı etkisiz hale geitirir getirmez dönüp yeni gelene baktım.Her
zamanki kayıtsız ifadesiyle Gelarwand.

"Sen mi karar vereceksin?" dedi Grindelwald umursamaz şekilde."Kimsin ki sen?"

Onu kimliğini açıklamaya zorluyordu,ancak Gelarwand ona umursamazcasına bakıyordu.

"Bunu kesinlikle biliyorsun Gellert," dedi Gelarwand onun
gözlerine bakıyordu artık."Burası savaş alanı değil,burası bir
okul.Burada düello olmamalı."

"O zaman gün söyle," dedi Grindelwald kahkahalarla."Kazanan her şeyi alır kaybeden yok olur,düello istiyorum."

Dumbledore gözleri alev alev yanarak baktı ona,

"Tamam," dedi."Yarın,şafak vakti."

Bütün dünya bunu bekliyordu.

"Size yardım edeceğiz," dedi Gelarwand,Dumbledore ve Armando Dippet'a hitaben."Okulunuzun tamirine yardım edeceğiz,değil mi?"

Sanki hava titriyordu,birden 5 kişi ortaya çıktı.

Dippet onlara bakakaldı.

"Siz-?" diyebildi sadece.

"Bizler Karanlık Şûra üyeleriyiz," dedi."Okulunuzun Karanlık Büyü
tehdidi altında olduğunu biliyorduk.Karanlık Sanatlar'ın da kuralları
vardır ve bu kurallar arasında büyücülük okullarına saldırıp
öğrencilere rahatsızlık vermek yok." diye ekledi hafif kızgınca.

"Bizden size zarar gelmez,en azından şu an için.Grindelwald bizi
de tehdit etmekte çünkü.Bakanlığınız ile görüştük,size yardım
edebiliriz."
Hepsi birden asalarını çektiler.Gelarwand'a baktım,gücünü
kullanabilirsin der gibi bakıyordu.Ama asamı kullanmadan onların
yaptıkları büyüyü nasıl yapacaktım ki?

Gizlice çektim asamı,herkes onlara bakarken aynı büyülerin daha güçlülerini yaptım.Varislik işte.. diye düşünüyordum.

Hogwarts'ta bunlar yaşanırken,birisi gözlerini açtı,simsiyah gözleri delice etrafına bakınıyordu.

"Neredeyim ben?" diye sordu.Karşılığında şu cevabı aldı;

"Geri dönüş yolundasın."

_________________
Frankeschtein---Schneider

Suche gut gebauten 18-30 jährigen zum Schlachten
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Ptsi Tem. 28, 2008 2:36 am

27.Bölüm:Geri Dönüş ve Düello

"Geri dönüş mü?" dedi siyah gözleri ile hala etrafına bakmakta olan.
"Evet,geri dönüş..Bu seni çok seven birisinin ruhuna mal olacak,ama o bunu umursamıyor."
"O..." diye fısıldadı,siyah gözleri onunla konuşanı görmek için etrafına bakınan

"Evet,Tom.Doğru bildin Elizabeth." dedi konuşan kişi artık ortaya
çıkarak."Seni gerçekten seviyor olmalı,bu onun her şeyine mal
olabilir..Yaşamının değişmesine,yüzünün değişmesine..."
"Ama...O..." Elizabeth konuşamıyordu."Peki nasıl döneceğim?"

"Bunu şimdi düşünme Elizabeth Hopewell..Seni uzun süre sonra geri
göndereceğim ama önce bu yedi sınavdan geçmen gerekiyor,geçebileceğine
eminim.."
"Peki sen nasıl bunu yapabiliyorsun Haleas?" dedi şaşkınlıklar içerisindeki Elizabeth Melinda Hopewell.
"Unutma ben çok eski bir karanlık büyü uzmanıyım."
"Peki,o beni tanıyacak mı?"
"Evet merak etme.."
"Onu görmek istiyorum Haleas!Lütfen.."
"Şimdi olmaz..Kehaneti gerçekleştirdi o,şu anda-"
"Ne?!Jeremiah'ı öldürdü mü yani?"
"Evet,senin acına dayanamadı."
"Ama o-?"

"Merak etme Elizabeth," dedi Haleas,direk onun insanı büyüleyen siyah
gözlerine bakarak."Ona kendisini atmasını söyledi...Varisliğin gücünü
kullandı,güçlerini ona aktarmışsın,artık daha güçlü oldu."
"Ama ben-"

"Şimdi sessiz ol,seni sınavlarınla baş başa bırakıyorum
Elizabeth...İçinden geldiği gibi hareket et,kalbin seni doğru yola
götürecektir.."
"Son bir soru sormak istiyorum."
"Sor."
"Aileme ne oldu?"
Haleas onun gözlerine baktı tekrar.

"İyiler," diyebildi,gerçeği söylemeye içi elvermemişti.Franklin
Ethan'ın ne hale geldiğini,Frances Melissa'nın neler düşündüğünü,nasıl
bir durumda olduğunu,ailesinin evine yapılan saldırıyı...
"Şimdi gitmem gerek Elizabeth.Geldiğim yerde hepimizin kaderini belirleyecek bir düello olacak.."
Bir şak sesiyle gitti.
Elizabeth Hopewell ise,ilk başta yoğun bir karanlığın içinde kaldı.Sonra bir ses duydu,çok sevdiği birinin sesi,
"Artık bitecek Beth..."

***
Yatağıma
uzanmış düşünüyordum..Sadece düşünüyordum..Onu,yaşadıklarımızı...Her
şeyi...Şafak vakti yapılacak olan düelloyu..Kimin kazanmasını
istediğimden emin değildim.Onu sevmiyor olabilirdim,ancak Dumbledore
kesinlikle iyi bir büyücü ve saygın bir insandı..
"Uyanık mısın?" dedi yan taraftan David.
"Evet," dedim ona dönerek."Uyumak mümkün değil,yarın Dumbledore kaybederse ne olabilir diye düşünüyorum."

"Ben de..Ama annemlerin dediğine göre Dumbledore çok iyi bir
büyücüymüş.Kaybetmesi imkansız dediler." ofladı."Beth'in
ölümü,Jeremiah'nın intiharı,Frank'in durumu,saldırılar...Hepsi üst üste
gelmeliydi sanki." gözlerime baktı."Sahi sormayı unuttum gözlerine ne
oldu senin?"
"E-e-eski bir lanet.." dedim."Kütüphanede denerken ters tepti,bana etki etti."
"Hmm..Umarım düzelir."
"Umarım."
"Bir şey söyleyeyim mi?"
"Dinliyorum seni."

"Bazıları ne söylerse söylesin,aslında çok iyi birisin Tom," dedi David
samimiyetle."Hani korkutucu olduğunu falan söylüyorlar
duymuşsundur..Ama öyle biri değilsin,kesinlikle..Bu okula ne kadar
bağlı olduğunu görüyorum."
"Sağol David."
"Gerçekleri söylüyorum," dedi."Bu okulun başına veya bizim başımıza ne gelebileceğini bilmiyoruz,sonuçta burası bizim evimiz."
"İnan bana bunu bütün vücudumda hissediyorum,David." dedim.
"Anlıyorum."
Saate baktık birden.Konuşmakla geçen onca zaman,saatler birbirini kovalamıştı sanki.
"Şafak vakti," dedim hafif bir korkuyla.Bu duyguyu sesimden ve kendimden uzak tutmalıydım.
Aşağıdan bir gümbürtü duyuldu.
Christopher'ın sesini duydum.
"Düello vakti,Grindelwald'ın adamları saldırıyorlar."

Hızla aşağı indim,asamı elime aldım.Yatakhanelerdeki herkes,asaları
ellerinde,ölüme gidiyor olabileceğinin bilincinde...Zindanlardan yukarı
çıktık,Büyük Salon'un kapısında,tüm okul
toplanmıştı,birinci,ikinci,üçüncü sınıflar...Dördüncü ve beşinci
sınıflar katlarda olacaktı,altı ve yedinci sınıflar ise kulelerde..
Birden arkamdan yaklaşan biri olduğunu hissettim,asamı kaldırıp arkamı döndüm.
"Frank!" diye bir çığlık attı Frances yanımdan."Sen-ama-sen?!"
"Bu düelloyu kaçıramazdım Fran." dedi gülerek."Hadi neredeler?"
Okulu inleten gümbür gümbür bir ses.
"Teslim olun!"
Tüm okulun haykırışı:
"ASLA!"

Bahçeden giren insanlara herkes ne olacağını umursamadan Affedilmez
Lanetler,Karanlık Büyüler,Sersemletme Büyüleri,Beden Kilitleme
Lanetleri,Alev Lanetleri...Kısacası tüm lanetleri yolluyorlardı.

Aşağıdan da yukarıya bir sürü lanet geliyordu.Bahçeden uzaklaştıkları
anda ikiye bölündük.Bir kısmımız kulede,diğer kısmımız okul içerisinde.
Adım adım yürüdüm,önüme çıkan ilk adamı öldürdüm.Diğerlerine işkence çektirmekle yetindim,eğer başlarını bulabilseydim-
"HAYIR!"
Pencere kenarındaydım,kuleden gelen haykırış benim yerimde donup kalmama yol açmıştı.
Ve daha sonra gene haykırış,sonra kesildi.
Pencereye çıktım,asamın elimde ısındığını hissediyordum.
Kanatların belirdiğini anladım.Kendimi aşağı bıraktım,bir süre sonra uçmaya başladım.
Kuleye çıktığımda ne göreceğimi biliyordum.

Frances gözüme çarptı ilk olarak,kanlar içerisinde.Daha sonra
Frank..Ama ölümü kucaklarmış,severmiş gibi bir gülümseme
yüzünde...Oradaki herkes...Ölmüştü..Christopher..Laurel...
"Yukarıda biri daha var!"
Nişan aldım
"AVADA KEDAVRA!"
"CRUCIO!"
Büyüler aynı anda birbirlerine çarpıp yön değiştirdi,öldürme arzusu ile yanıp tutuşuyordum,kana susamış vampirler gibiydim.
"SIFENERA!"
Adam kanlar içinde yere yığıldı.Onu gören arkadaşı nişan aldı,
"SENERAFENA!"
Büyü koluma isabet etti ama acısını duymuyordum bile,
"AVADA KEDAVRA!"
Hava daha aydınlanmamıştı,ancak lanetin yeşil ışığı ile herkesin dikkati yukarı çelindi.
İçeride ise durum daha zordu.

"IMPENDIMENTA!" diye haykıran Gryffindor Sınıf Başkanı Ethan
Mitchell'ın sesi,yanında haykırdan Gryffindor'un diğer sınıf başkanı
Michelle Sanders'ın "SERSEMLET!" diyen sesi ile
bastırılıyordu.Haykırışlar haykırışlar,yorulmuştum artık.
Birinci sınıflardan ağlayan bir çocuğu gördüm,ona saldıran bir kurt adamı...
"Lanet olsun!" dedim,"Bilerek bu günü seçmiş olmalılar!" dışarıya baktım hava hala karanlıktı.
Kurtadamlara çok fazla lanet etki etmezdi.

Eğer içimde biraz bile duygu kalmışsa o anda yok olduğuna
eminim..Acımasızca,küçücük bir çocuğun boğazına,uzun tırnağını
geçirmişti
"AVADA KEDAVRA!" diye haykırdım,aklıma ilk gelen lanet oydu.

Adama çarpan lanet üzerine,ellerini çocuğun üzerinden çeken kurt adam
üzerime üzerime yürümeye başlamıştı.Aklıma bir anda geldi.
"SERPENTA TEYASE!"
Büyü tüm öfkemle beraber kurtadama çarpmıştı,o büyüye karşı direnemezdi,kilitlendi kaldı ama soluk aldığını duyabiliyordum.

Bir sürü vahşet manzarası görmüştü herkes.Bu onların öfkesini
artırıyor,daha kuvvetle saldırmalarına sebep oluyordu.İçeri birden bir
ışık huzmesi girdi.Hızla arkamı döndüm.
Şafak vakti...Ölümcül düello...
****


"Uzun zaman oldu değil mi Albus?Godric's Hollow'da yaptığımız düellodan
sonra..Unuttuğunu pek sanmıyorum,o gün neler olduğunu düşünecek
olursak.."
Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore o anı yıllarca
unutmamıştı tabiiki..En yakın arkadaşının,kardeşine yaptığı Crucatius
Laneti..Kız kardeşinin ölümü...
"Cezasını ödeyeceksin Gellert,"
dedi Dumbledore öfkelenmiş olmasına rağmen sakin bir sesle."Çoğunluğun
iyiliği için..Hatırladın mı?"
"Kimin ödeyeceğini göreceğiz Albus," dedi Grindelwald,Dumbledore'a eş bir sakinlikte."Seni öldüreceğim."

"Ölümden kötü şeyler vardır Gellert," dedi Dumbledore asasının sapını
sıkıca kavrayarak."Kabul etmeliyim,ölmek bana verilecek olan en büyük
hediyedir."
"O zaman öldürmemeliyim seni değil mi Albus?Yıllarca
acı çekmelisin..Seni öldürmemi isteyecek duruma gelmelisin..Tüm
büyücüler dünyasını ele geçirdiğim zaman sen sadece kenardan
izlemelisin," asasını çekti.Dumbledore bir an asaya baktı."Yenilemem
Albus,hatırladın mı bunu?Mürver Asa.."
Pozisyon aldılar.
"Crucio!"
Dumbledore onun lanetinin hedefinden kaçtı onun arkasında belirdi.
"Extrenare!"
"Hahaha görüşmeyeli çok iyi olmuşsun Albus." dedi Grindelwald kaçarken gülerek.
Görünmez oldu.
Dumbledore etrafında dönerek onu ararken,Grindelwald'ın sesini işitti.
"Illuzas Seranes!"

Büyü,Dumbledore'a arkadan çarptı,acı verici anılar gözlerinin önünde
kaynarken yere düştü,fakat bir süre sonra doğrulmayı başardı.
"Nasıl-?"
"Sestrino Sestrena!"
Grindelwald,felçe uğramıştı.
"Ben bir insana arkadan büyü yapmam Gellert,yapana da acımam,bunu unutmuş olmalısın."
"Beni öldürecek misin Albus?" dedi Grindelwald beyaz dişlerinin hepsini gösteren bir şekilde gülerek.

"Hayır seni kendi hapishanene attıracağım Gellert," Dumbledore ona
tiksintiyle baktı."Kişisel algılama,çoğunluğun iyiliği için.."
"Geçmişin yakanı bırakmayacak Albus," dedi Grindelwald soluksuzca."Bir gün bunların hepsini yeniden yaşayacaksın."
Bayıldı..
***

Zafer Dumbledore'undu..
Hogwarts kurtulmuştu,ne kadar kurtulmuş denebilirse...
Frank ve Frances ölmüşlerdi,Beth'den sonra...
Ve ben bu kadar acıya daha fazla dayanamayacağımı hissediyordum.

***
"Kim olarak döneceğim?" dedi Elizabeth Melinda Hopewell."İlk sınavı geçtim söyleyecektin bunu!"

"Bellatrix Elizabeth Black olarak döneceksin." dedi Haleas,Elizabeth
Melinda'yı şok içinde bırakarak."Sevdiğinin gerçek yüzünü de
öğreneceksin,müritlerini...."
Elizabeth şok içinde tekrar karanlığa gömüldü ve bir ses daha..
"Seni özlemiştim kuzen..Geri dönemezsen beraber olacağız burada.."
"Frank?!Yoksa sen-?"
"Evet Elizabeth," dedi bir diğer ses.."İkimiz de..."
"Hayır!"

_________________
Frankeschtein---Schneider

Suche gut gebauten 18-30 jährigen zum Schlachten
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Ptsi Tem. 28, 2008 2:37 am

Bölüm 28:Normale Dönüş..

"Nasıl oldu?" dedi Elizabeth Hopewell."Nasıl öldünüz?"

"Kolay oldu," dedi Frank her zamanki kayıtsızlığı ile."Grindelwald'ın
adamları okula saldırdı.Ama sadece biz ölmedik
Beth,Chris,Laurel....Sayamayacağım kadar çok kişi öldü."
Elizabeth'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Ama bir dakika," dedi Frank,elini göğsüne götürerek."Ben-geri çekiliyorum!"
"Nasıl?" dedi Frances şaşkınlıkla.
Dışarıdan sesler duyuldu.
"Sadece soluk alması durmuş,şu anda çok yavaş,haydi tekrar!"
"Ben gidiyorum," dedi Frank sevdiği iki kişiye bakarak.Halam ve amcamlara selamınızı söylerim."
Gitti.
"Demek burada ikimiz kaldık kuzen,"dedi Frances gülümseyerek,"Diğer sınavına ilerleyelim mi?"
"Dur biraz," dedi Elizabeth."Biraz konuşalım.."
"Olur.."
Adım adım ilerleyerek bomboş görünen beyaz odada bir yere oturdular.
"O gün,Maxwell'a neden lanet yaptığın konusunda yalan söyledin değil mi?" dedi Elizabeth.
Frances Melissa bir anda kalakaldı.Bu soruyu hiç beklemediği belliydi.Titreyerek başını salladı.

"A-a-ama benim kabahatim değildi," dedi."Beni kendisine aşık etti,yıl
sonu balosunda...O kadar güzeldi ki onunla geçirdiğim
saatler...Sonra,tam şatonun önünde,öptü beni.Her şeyi gerçek sanmıştım
kuzen," dedi Elizabeth'in büyüleyici gözlerine bakarak,o gözler ona güç
vermişti sanki."Ertesi gün çıkma teklifi etti,düşünmeden kabul
ettim,keşke düşünseydim.Çıkmaya başlayışımızdan yaklaşık bir ay
sonra,başka bir kızı öptüğünü gördüm,çıkma teklif etti ona.Ağzımı bile
açmadım o gün.Daha sonra bana espri yaptığını zannederek çalışmam
esnasında kütüphaneye geldi.Önce şakalaşır gibiydi,'Defol buradan seni
hayatım boyunca görmek istemiyorum!' dedim.Duraksadı.'Yoksa ne
yaparsın?' dedi,gülerek.'Nihayetinde sen 17 yaşında bir
kızsın.Kardeşine mi söylersin?' dedi.O anda orayı terk etmek,Frank'e
bir mektup yazıp her şeyi anlatmak istedim,ama Frank'in atlayıp oraya
geleceğinden korktum,yapar bilirsin.Ona belli olmaz." gülümsedi."Frank
ile Maxwell arasında bir dünya savaşı çıkmasını istemedim,Frank gelirse
tek gelmezdi üstelik.Marshall'a daha önce yaptıklarını
düşünürsek,Tom'un da gelmesi tam savaş başlatmaz
mıydı?Biliyorum,kimsenin gelmeyeceğini söyleyebilirsin ama artık
insanları tanıyorum Elizabeth.İnan bana Frank gelirdi ve şunu da
söyleyeyim,Frank'in senin için ne kadar değerli olduğunu bildiğinden
Tom da gelirdi,belki Christopher bile gelebilirdi bilmiyorum.Ancak
onlar tam savaş başlatırlar ve okulda bir sürü ölü olurdu.

"Frank'e haber vermedim tabii.Önümdeki kitapta 'Denemesi sakıncalı'
başlıklı bir lanet vardı.Illuzas Seranes.." hafif gülümseyerek devam
etti."Ona o büyüyü yaptım,durdurmam için yalvarışını izledim,acısından
zevk alıyordum.Dizlerime kapanıp yalvardı,ancak onun yüzüne şöyle bir
baktıktan sonra gittim.Bu kadar.."
"Üzüldüm," dedi Elizabeth samimi bir şekilde.

"O günden beri Melissa ismini kullanmıyorum," dedi Frances ağlamaya
başlayarak."Onun yalvarışı geliyor hep aklıma.'Melissa!Lütfen!Seni
sevmediğim için yapıyorsun bunu biliyorum!Kıskanıyorsun!Lisa'yı
kıskandığın için bana böyle yapıyorsun!' adi şey," dedi sinirle
ekleyerek.
"İlerleyelim mi?"
"Elbette,"
Adım adım odanın diğer ucundaki kapıya yürüdüler.
"İlk sınavın neydi?" dedi Frances merakına yenilerek.

"İlki sevdiğim herkesin ölümüydü," dedi Elizabeth."İlk önce Tom'un
sesini duydum,'Artık bitecek Beth,' dedi.'Tekrar kavuşacağız.' ve bir
lanet ile öldü,daha sonra siz,sonra annemler,halamlar...Kısacası
tanıdığım herkes.En sonunda ürkütücü bir ses,'Buna rağmen geri dönecek
misin?' diye sordu.'Eğer onlar yoksa geri dönmemin manası yok,'
dedim.'Ama sen olarak dönmeyeceksin,' dedi.'Benim geri dönüş sebebim
Tom'a olan sevgimdi,' dedim.Bunun üzerine tekrar buraya geldim.Birinci
sınavı geçtiğimi söylediler."
Adım adım yürüyerek en sonunda karanlığa ulaştılar.
Elizabeth'in gördüğü şey kanının donmasına neden oldu.
"Tom..." diye fısıldadı,siyah gözlerinden iki damla yaş düşerken.


***

Düşünmek...Sadece düşünmek en acı verici hatıraları...Bazen ümit,bazen
ümitsizlik,keder..Kendini teslim etme duygusu hayata...Bir gün
biteceğini düşünmek...Biteceğini,güzel günlerin geleceğini...Acı verici
hatıraların içinden çıkarmak bunları...Sevdiklerini düşünmek o
hatıralarla...Gidenlerin geri gelmelerini istemek,bunun için bilinmeyen
birilerine yalvarmak...Ömrü geçirmek için berbat bir yol gibi gözükse
de bizi biz yapan duygular bunlar...İnsanın herkesten ayrılmasını
sağlayan duygular...Sevmek kadar nefret etmek de var bu
duygularda...Acı hatıraların mimarlarından...Ölesiye nefret
etmek,sadece nefret,saf katıksız bir nefret...Sevdiklerini
düşünmek...Kadere isyan belki de...Lanet etmek her şeye...Çekmek
kendini geriye...Ümitsizliğe düşmeden ümidini yitirmek...Mümkün mü bu
hayatta?...Keşke olsa...Kederlerimizin üstesinden daha çabuk mu
gelirdik o zaman?...Yoksa daha çok mu gömülürdük acı hatıraların
öncesine,ve unutamaz mıydık kederlerimizi?...
Kaderin
değişebileceğine inanmak,gerçekten değiştirebilirdi kaderi..Kader diye
pek çok şey kabullenilmezdi...Biz,buna müdahale edebilenler
olmalıyız...İnanmalıyız kaderin değişebileceğine...Bunu ispat etmedi mi
pek çok şey?...Ölüm,kendisine kader tayin edilenler dönmediler mi
hayata?...Bağlanmadılar mı daha hayat aşkıyla dolu?...
***
Pek
çok düşünce geçerken aklımdan,hastane kanadındaki bir kolona yaslanmış
hayatımda üçüncü defa ağlıyordum.Sevdiklerim elimden teker teker
alınacaksa,sevginin ne fonksiyonu vardı ki?Bunları düşünüyordum kendimi
bilemek için,keskin olabilmek için...Yeni bilenmiş bir bıçak kadar
keskin,değdiği yeri kesebilecek kadar...
Etraftaki her şey farklı bir hızla akıp giderken,birden bir ses duyuldu,
"Tamam,düzeldi!"

Hastane kanadı ağzına kadar doluydu,her tarafta yaralılar vardı.Sınıf
Başkanları ise,disiplini sağlamakla görevliydi,fakat benim disiplinle
uğraşacak halim yoktu,o an için.
Kesik kesik öksüren sesi duyunca fırtına gibi arkama döndüm...
"Frank!"

Evet,çok sağlam olmasa da,Franklin Ethan Hopewell,dostum diyebileceğim
tek kişi hayata dönmüştü.Şifacılar onu zorla yatırmaya çalışıyorlar o
ise itiraz ediyordu.
"Bırakın beni!Ben gayet iyiyim!"
En sonunda baş şifacı döndü ve,
"Çok fazla zorlamayın onu,Mr.Hopewell,serbestsiniz ama kendinizi çok yormayın." dedi.
Ben geçirdiğim şok ile yaslandığım kolonun yanında duruyordum.Frank benim bu sessizliğimin hayra alamet olmadığını anladı.
"Bizden kimler öldü?"

Yanıt veremezdim.Kendimi o kadar güçlü hissetmiyordum.Beni ben olduğum
için kabul eden,gerçek arkadaşlarım vardı ve üçü benden alınmıştı.
"Hep aynısını yapıyorsun,dostum." dedi elini omzuma atarak."Söyle hadi,bir şey olmaz merak etme."
"Frances,Christopher,Laurel."
"Ne?" diye fısıldadı.

"En azından bildiklerim bunlar.Slytherin'in kayıbı fazla değil,dördüncü
ve beşinci sınıflardan altı kişi,altıncı ve yedinci sınıflardan üç
kişi..Gryffindor'da toplam kayıp on yedi,Ravenclaw'da on beş ve
Hufflepuff'ta on."
Beni dinlemiyor gibiydi.Adım adım ilerleyerek cesetlerin bulunduğu odaya girdi,ben de onun peşinden.

Aradığını bulmuştu.Frances'in cesedinin başına gitmişti.Kanları
temizlenmiş olan Frances'in her yerinde derin kesikler vardı.Frank,onun
gözlerine bakınca hafif sendeledi.Sandalye yaratıp altına ittim.
Sandalyeye çöktü.Frances'in elini tuttu..
"Kardeşim," dedi o da ağlamaya başlayarak."Önce Elizabeth şimdi sen!Bu-bu-!"
"Sakin ol," dedim ben de elimi omzuna atarak."Onlar bunu istemezdi değil mi?"
"Bunu yapan pisliği-!"
"Öldürdüm." dedim kayıtsızca,neredeyse duygusuz bir sesle.

"Bir anda oldu," diye devam ettim."Aşağıya inen gruptaydım,pencereden
Frances'in haykırışını duydum.Sonra tekrar haykırdı.Yukarı çıktığımda
hepiniz ölmüştünüz."
"Ama ben-" bir şeyleri anlamaya başlayan bir ifade belirdi.
"Beth seni çok seviyor Tom," dedi.
"Ne alaka?" dedim hafif şokta bir sesle.
"Ben-oradaydım." dedi."Geri dönecek,hatta ismini de biliyordum,duymuştum ama unuttum.Senin için yapacak bunu."
"Ben-şey-"
"Onu bulursan,bulduğun zaman ölmemişsem yanıma getir."
"Tamam."
Bakışlarımız buluştu.O an birbirimizi daha iyi anladığımıza karar verdim.
"Ben," dedi."Mezun olur olmaz Maxwell'i bulmaya gideceğim."
"Neden?"

"Çünkü Frances'in anlattığı olay o kadar basit
değildi.Frances,Maxwell'a aşıktı,ancak o pislik onu aldattı.En azından
Chris gibi biriyle tanıştıktan sonra öldü,mutluydu orada.Buna
seviniyorum.Ama kız kardeşime bunları yapan,onun buraya gelmesine sebep
olan pisliği öldürmeden rahat etmeyeceğim."
"Yardım edebilirim,istersen."
"Gerek yok onu kendi ellerimle öldüreceğim."
"Sen bilirsin."

Onunla beraber,kan ve iksir kokusuyla dolmuş,her tarafta ağlayan
insanların bulunduğu hastane kanadından hayalet gibi geçtik,ağacın
altına,gölün karşısındakine,gittik.
Ders çalıştığımız yere,gölü
izlediğimiz yere,mutlu olduğumuz dönemlerde yaptığımız her şeyin
yerine, ve kabuslarımdan gitmeyen olayın,Beth'in öldürüldüğü,yere...

Sanki onu gördüm orada...Melekler kadar güzel,simsiyah gözleri insana
mutluluk ve cesaret verecekmiş gibi bakan Beth..Elizabeth...Gerçekten
büyük bir sevgi duyduğum,aşık olduğum yegane insan...
"Gerçekleşecek olan gerçekleşir..."
Evet,onun geri dönmesi de gerçekleşecekti.

Bir süre,ağacın altında oturup eski günlerden bahsettik.Havanın
soğumasıyla -garip bir soğuktu- içeri girdik.Hastane kanadına,Frank ve
ben,Christopher,Laurel ve Frances ile vedalaşmak için...
Bir süre
orada oturduk,diğer gruplardan öğrenciler gibi..Gözüme çarpanlar
azdı.Ethan Mitchell,dostu Eddie Waterlan'ın cesedi başında ona bir
şeyler fısıldıyordu,Michelle Sanders'ta onun elini tutuyor,Waterlan'ın
cesedinin yanındaki Ravenclaw'lı Elaine Kimston'ın cesedine hüzünle
bakıyordu.En gözüme çarpan onlardı çünkü,ikisi de diğer ağlayanlar gibi
değildi.Onlara görüşeceklerini fısıldıyor,eski bir dille bir şarkı
söylüyorlardı.
Orada ne kadar oturduğumuzu bilmiyorum,aynı anda ayağa kalktık.Adım adım ilerlerken arkamdan birisi geldi.

"Üzgünüm,Ethan." dedi Gelarwand direk Frank'e hitap
ederek."Kayıplarınız için gerçekten üzgünüm,Tom,biraz gel konuşmamız
gerekiyor."
Onun peşisıra ilerlerken gözlerimin önünden bir çok görüntü aktı,Beth...Frances...Christopher...Laurel...

Yıl sonu balosu...Melekler kadar güzel Beth,boynunda kolyesi
ile,yeşil-gri elbisesi ile,okulun en güzel kızı Beth..Yağmurun yağışı
ve lanet...
"Ben...de...seni...seviyorum..."
"Haleas ile anlaşma yapmışsın," dedi Gelarwand.Sesinde öfke yoktu daha anlayışla konuşuyordu.
"Evet," dedim meydan okurcasına.
"Bunun nelere mal olabileceğini Victoria'dan öğrenmiş olmalısın."
"Evet,ve zerre kadar umrumda da değil Gelarwand-"
"Edward."diyerek sözümü kesti."Burası Şûra değil,bana Edward diyebilirsin."
"Tamam."
"Elizabeth'in dönmesi için bazı sınavlardan geçmesi gerekiyor.Ondan sonra,yani tam yedi yıl sonra Elizabeth geri dönecek."
"Anlıyorum ve bunu biliyorum."

"Sevgiye olan inancını kaybetmişsin,Tom." dedi bu sefer bakışlarında
ümitsizlik okunan bir halde."İnan bana bu senin hem avantajın hem de
dezavantajın olabilir.Kullanmayı bil..Sevgi sahibi olanları kullanmak
kolaydır.Sevdiklerini teker teker ellerinden almalısın,almalısın ki
moral olarak çöksünler.Anlatabildim değil mi?"
"Anladım," dedim ve anlamıştım da.
"İstiyorsan gidebilirsin."
"Tamam." deyip ayağa kalktım."Sağol Ge-Edward."
"Önemli değil Tom." dedi ve elini omzuma koydu."Seni gerçekten anlıyorum."

Odadan çıkıp gölü ve ağacı gören,McCorty ve ekibinin Frances'e
saldırdıkları zamanı izlediğim pencerenin önünde durdum.Tekrar yağmur
başlamıştı.Orada koşuşturan Beth'i görebiliyordum.
Islanmıştık ve
en sonunda tekrar o ağacın altında birbirimize sarılmıştık,o an gözümün
önünden geçerken şimşek çaktı,aynı o zaman olduğu gibi,parıldayan lanet
ve Beth'in "Ah!" deyişi...Kahkaha,kahkaha...
Birden geleceğimin ne
olduğunu anladım..Karanlık artık başlayacaktı,ancak benim ne
yapmayacağım o okula geldiğim gün belliydi.Okula
saldırmayacaktım.Zamanında onu korumuş onca insanın hatrına
saldırmayacaktım,Frances'in,Christopher'ın,Laurel'in hatrına,ismini
bilmediğim bir çok kişi hatrına saldırıya geçmeyecektim Hogwarts
aleyhinde...Belki çok mecbur kalırsam...
Tekrar şimşek çaktı.Gözümden son olarak dökülen iki damla yaşa aldırmadan arkamı döndüm ve gittim...

***

"Gerçek değildi değil mi Frances?!" dedi Elizabeth Hopewell,ümitle.

"Tabiiki değildi Elizabeth." dedi Frances Hopewell sabırla."Sana
anlattım,kulenin tepesine çıkmış senin ardından atlamayı
düşünüyordu.Bunu söylemese de biliyorum artık.Hem o gösterilen zaman
benim son anımdı ve inan bana Tom'un öyle saçmalıklarla uğraşacak vakti
yoktu.Hadi ama,Tom,Salazar'ın varisi,bir Bulanığa mı aşık olacak?Kız
güzel olsa bari." her zamanki alaycılığına dönmüştü.
"Bu sınavı da geçtin Elizabeth." dedi Haleas."Sıradaki sınavın seni bekliyor."
Ve tekrar bir ses,elini uzatan binlerce aynı kişi.
"Seni özlemiştim Beth."

Ve Elizabeth hangi eli tutacağını bilmeksizin kalakaldı.Aynı
görüntü,tek ses fakat farklı eller...Bu sınavda ne yapacağını sordu
Haleas'a şaşkınlıkla.
"Kalbine inan Elizabeth.O seni doğru yola götürecektir..."

_________________
Frankeschtein---Schneider

Suche gut gebauten 18-30 jährigen zum Schlachten
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
DevriM
AdmiNistratoR
Master of FantasticFiction

AdmiNistratoR  Master of FantasticFiction
avatar

Mesaj Sayısı : 1034
Yaş : 26
Bugün nasılsın :
O tam bir :
Kayıt tarihi : 05/06/07

Karakterleriniz
Güç:
500/500  (500/500)
İsminiz: Franklin Theodore Schneider
Tarafınız ve Kan Statünüz: Safkan-Tarafsız

MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   Ptsi Tem. 28, 2008 2:37 am

Bölüm 29:Özlem ve Sürprizler


Kararsızlık...Düşünceleri
ele geçirilmiş hisseden Elizabeth Hopewell'ın o anda düşündüğü tek
şey...Kime elini uzatacağını bilmeden öylece kalakalmıştı.Saatler
geçmiş gibi geliyordu ona.Sırasıyla gördüklerinin hepsi ona bir şey
söylüyorlardı.Elizabeth birden fark etti.
"Hiç biriniz gerçek
değilsiniz!" diye haykırdı ve dizlerinin üstüne
çöktü.Sesler...Mekanikmiş gibi,duygusuzca söylenen sözlerden ibaretti
tüm sesler.İnanmamıştı,inanmayacaktı.Boynuna dokundu.Kolyenin olması
gerektiği yere.Ancak orası bomboştu..
"Kolye..." diye fısıldadı."Nerede?"
"Burada..." dedi en sonunda görüntülerden bir tanesi.
"O zaman sen..." dedi Elizabeth ve ona yaklaştı.Kolyeyi gördüğünde ise daha beter bir sesle haykırdı.
"Hiç-biriniz-gerçek-DEĞİLSİNİZ!"
Tekrar bir karanlık oldu.

"Bu sınavını da geçtin Elizabeth.." dedi Haleas mutlu bir
sesle.Elizabeth hıçkırıklarla titrerken,Frances kolunu ona dolamış
destek oluyordu.
"Söylesene ne biçim sınav bu?" dedi Frances soğuk soğuk."İnsanı bu kadar üzmek için sınav mı tasarlanır?!"
"Sevdiği kişi için gidecek,sebep bu." dedi Haleas kısaca.
Tekrar aydınlıkta,bembeyaz odada otururken,Elizabeth titrek titrek,üşüyormuş gibi bir sesle başını kaldırdı.
"Bundan sonraki sınav lütfen hemen olmasın." dedi yalvarırcasına.
"Sen kendini ne zaman hazır hissedersen..." dedi Haleas ve gitti..


***

Neler hissettiğini bilmemek...Bilsen bile kelimelere
dökememek...Anlamak fakat bunu belli edememek...Zamanın sonu geldiğinde
farkına varmak söylenmemiş şeylerin...Sorulmamış soruları fark etmek
ama soramamak...Acı...Nefret...Keder...Yaşamı bitirmek için üç
anahtar...Mutluluk...Sevgi...Sevinç...Yaşama bağlamak için üç
anahtar...Zıtlıklar yaratan değil midir hayatı?...Hayat nedir ki
aslında zıtlıklardan başka?...Yüzyılları kaplayacak kötülük geldiğinde
er ya da geç karşısına çıkacak bir iyilik yok mudur?...Güçlerin
dengelenmesi gerekli değil midir?...Dengesizlik olması mümkün
müdür?...Her acının sonunda bir mutluluk beklemez mi bizi?...O acıya
denk,onu içimize gömebilecek...Güçlünün olduğu yerde zayıf da yok
mudur?...Karanlığın sonunda aydınlık varsa,aydınlığın sonu da karanlık
değil midir?...Hep mi iyiler kazanır?...Onları da bekleyen,daha güçlü
bir kötü yok mudur?...İlerisi...Bilinmez...Düşünceler hep
oraya,sonsuzluğa odaklanırken bu ölümcül yarışı kimin kazanacağı
kaderlerimizde yazmakta mıdır?...Yoksa kaderlerimizi değiştirmek
elimizde midir gerçekten?...Bilinmezlere yol alırken gerekli midir plan
yapmak?...En iyilerimizin bile planları sektelere uğrarken,en olmaz
zamanda sekerse planımız?...O anı yaşamak...En önemlisi...Bunu anlamak
gerek,anlamazsan mantığı olmaz...Düşünmeli ileriyi fakat plan
kurmamak..Hayallere imkansız gözü ile bakmak ama onu gerçekleştirmek
için sevinmek...Olacak şeyi düşünmek ama sonucunu değil...İşte hayatı
yaşamak,geç kalmadansa özellikle,budur.
***
Hissizleşmiştim
artık.Peşpeşe gelen darbeler beni şoka uğratmıştı.Pencerenin önünden
ayrılmış adım adım zindanlara inerken yukarıda Gelarwand'ın sesini
duydum.
"Bana bakın Sayın Bakan!Bu okulu savunmak zorunda kalanlar
öğrenciler,öğretmenler ve bizlerdik!Çok sevgili seherbazlarınız ortada
yoktu.Biz buraya yardım için geldik.Eğer bu yardımı kabul
etmeyecektiyseniz,Seherbazlarınızı göndermeliydiniz!"
"Bakın Edward!" dedi Bakan."Onların koydukları büyüleri aşamadık Karanlık Büyüydüler-"

"O zaman onları daha iyi eğitmelisiniz!" dedi Gelarwand sesi her hecede
yükselerek."Kara büyü uzmanlarınız iki üç çapulcunun koyduğu uyduruk
savunmaları aşamıyorsa,bir hata yapıyorsunuz demektir!"
"Siz bizim eğitimimize laf edemezsiniz!"

"Öyle bir ederim ki sen bile şaşırırsın!" dedi Gelarwand öfkeden
köpürmüş şekilde."Eğer bunlarla baş edemiyorsanız,daha büyük kara
büyücülerle karşılaştığınızda ne yapacaksınız?!"
"Bu sizin sorununuz değil!"

"Evet,bizim sorunumuz!Çünkü sizin ekiplerinizin avlayamadığı her kara
büyücü,bizim Şûra'mızın güvenliğinin sarsılmasına yol açıyor!Bunu hala
anlayamadıysanız,Bakan'lıktan istifa edin,hemen!"
"Grindelwald
bizim problemimiz değildi!" dedi Bakan artık ben merak edip yukarı
çıkarken."Bu Kuzey Sihir Konseyi'nin sorunuydu!Onlar ellerinden
kaçırdıkları için bugün bunlarla uğraşıyoruz!"
"Onlarla da
görüştüm Bakan,merak etmeyin.Ama bir daha böyle bir durum olursa,biz
kendi ekiplerimizi gönderip Bakanlığı ele geçirebiliriz ve siz buna
karşı hiç bir şey yapamazsınız inanın bana..Ekipleriniz iki kara büyüyü
aşamadıktan sonra..Ah Tom,seninle bir işim var beni izle."
İşi olmadığını biliyordum,ancak onu takip ettim.
"Tanrı'm!" dedi Sinarela'nın odasının önüne geldiğimizde."Tüm bakanlar mı böyle yoksa sadece bu mu?!"
Gülmeye başladım,uzun zamandır gülmediğim için yüz kaslarım zorlanıyor gibi gelmişti.

"Ed,ne yapıyorsun?" dedi Sinarela odasından çıkarak."Ne yaptın da bu
kadar gülüyor bu çocuk?" yüzünde hafif onaylamaz ama eğlenir bir ifade
vardı.
"Bir şey yapmadım.Yalnızca tüm bakanların mı yoksa sadece
bu bakanın mı bu kadar kalın kafalı olduğunu sordum Vic." dedi
Gelarwand masum masum.
"Tamam,içeri gelin toplanıyoruz."
Ben kendimi toparlamanın zor olduğunu düşünürken içeri girer girmez ciddiyetimi sağlamayı başardım.
"Ethan ne halde?" diye sordu Reanor olarak tanındığını bildiğim bir üye.
"Ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi Reanor." dedi Gelarwand.
"Pardon ama," diyerek araya girdim."Neden Frank'ten Ethan diye bahsediliyor?"

"Çünkü," dedi Haleas."Hepsinin ikinci isimlerinin bir sebebi
var.Miranda Melanor ile alakalı isimlerini kullanıyoruz biz genelde."
"Anladım."

Son önlemler,okulun durumu...Saldırı planları...Bunlardan
bahsediliyordu ve ben hiç ilgi duyamıyordum.Bir şeyler beni geri
çekiyordu sanki.İlgimi oraya veremiyordum.
Toplantının sonunda Gelarwand,

"Şu İngiltere Sihir Bakanlığı'nın başına lütfen adam gibi,uğraşması
zevkli olacak bir bakan getirelim.Nedir bu kendini beğenmişlik?İnsanı
sinir etmeye birebir!"deyip gülmeye başladı,onunla birlikte ben de
gülmeye başladım.
"Toplantı bitmiştir o zaman," dedi Sinarela."Ne dersiniz mutfaktan bir şeyler söyleyelim mi?"
"Olur," dedik hep bir ağızdan.
"Ed," dedi Reanor,Gelarwand'a hitap ederek."Bir ara Ethan'ı görebilir miyim?"

"E tabiiki Michael." diye yanıtladı Gelarwand,Kaymakbiralarımızı
içerken."Torununu görmek için benden mi izin alıyorsun,saçmalama git
gör."
Ağzımdaki tüm Kaymakbirasını bir anda yuttum,boğazımda kaldı.Profesör Connors sırtıma vurdu.
"Ne?!" dedim nefes alabildiğim zaman."Siz,şimdi,Frank'in büyükbabası mısınız?"
"Aynen öyle."
"Vay canına."
"Sizden önceki varis bendim," dedi Reanor."Ancak sürem doldu,görev Melinda'ya devredildi.O da öldüğüne göre..." konuşamamıştı.
"Tamam tamam eski anıları bırakın artık." dedi Haleas.
"Tamam Alex.Sen ver konuyu biz konuşuruz."
"Hmmm...Mesela,Şûra'nın yerini taşıma konusunu atalım öne,nereye gideceğiz?"
"Şöyle günlük güneşlik bir yer olsun artık,karanlıkta kala kala tenim beyaz kaldı." dedi Sinarela gözünde bir gülme ışığı ile.
"E tamam,bir sürü Muggle adası var,gidelim birine işte.Mesela bir yer duymuştum,Behrama mı neymiş adı.."
"Bahama olabilir mesela." dedim gülerek.
"Hah onlar işte.Oraya gidelim,kuralım şatomuzu."
"Bence," dedi Reanor."Arnavutluk olabilir.Orada benim aileme ait bir şato var,geniş ve konforlu."
Herkes onayladı.
"Umarım hava orada güzeldir," dedi Sinarela gülerek.
Bir an etrafımdakilere bakıp düşündüm.Hepsinin sevdiği biri ölmüş olmalıydı,ama onlar buna rağmen hayata devam ediyorlardı.
Ben de etmeliydim.
Orada bayağı bir süre konuşup yemek yedik.Bir süre sonra hepimiz dağıldık.
"Ortak salon neredeydi?" dedi arkamdan bir ses.
"Zindanlarda." dedim arkama dönerek.
"Eh uzun zaman oldu gelmeyeli.Unuttum tabii." dedi Michael Hopewell.
Onunla beraber adım adım yürüdük.Ortak salonun parolasını söyledim : Daima Saf ve kapı açıldı.
"Büyükbaba?!" dedi Frank biz içeri girer girmez.
"Ethan." dedi Reanor gülümseyerek."Çok büyümüşsün."
"Sen ise hiç değişmemişsin."
Onlar hasret giderirken yukarı çıktım.Yatağıma yatıp düşünmeye başladım.

Gerçekten devam etmeliydim hayatıma ama nasıl?Unutabilecek miydim yedi
yıl boyunca Beth'i?Onun acısını çekmeden yaşayabilecek miydim?
Sonra cevabı aldım.O kadar basitti ki...Evet yaşardım.
Yedi yıl...Sadece yedi yıl...Sonra ebedi krallığımı kuracaktım,sevdiğim insan ile beraber...
Bu düşünceler içerisinde dışarıda tekrar başlamış olan yağmuru izledim.Şimşeğin çakışı ve gök gürültüsü...

***
"Onu çok özledim Frances."
"Biliyorum Elizabeth.Ancak düşün kısa bir süre sonra kavuşacaksın."
"Bilemiyorum gerçekten kavuşabilecek miyiz?Sınavlar böyle olursa..."
"Atlatacaksın.."
"Onun için yapmalıyım bunu.."
Ve kapı açıldı.
"Hadi bakalım," dedi Haleas'ın sesi."Diğer sınavın için ilerle..."
Elizabeth Melinda Hopewell,kararlılıkla adım adım ilerledi..

_________________
Frankeschtein---Schneider

Suche gut gebauten 18-30 jährigen zum Schlachten
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://prsbforum.google-boards.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Ölümü Fethetmek-Tom Riddle Jr.'ın Güncesi-29 Bölüm Bir arada
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
PrSB Forum :: Kültür,Sanat :: Edebi Ürünler :: Harry Potter Hayran Hikayeleri-
Buraya geçin: